Onlarsiz Çekilmez Dediğim (bölüm 2)

Önceki bölümü okumanızı tavsiye ediyorum bu bölümü okumadan…

Birinci dönem zar zor geçirmiştim. Derslerde hep Türkçe görüyordum. Daha önce hiç türkçe ile anlatılan bir dersi görmemiştim tabii ki zorlanırdım. TÖMER’de türkçe görmüştüm ama inan ki üniversitedeki türkçe TÖMER’deki türkçe ile apayrı! Sanki bambaşka bir dil gibi. İyi ki bilgisayar derslerinde pek zorlanmamıştım çünkü az da olsa İngilizce terimleri kullanılıyordu. Her neyse, ikinci döneme geçtik. Bizim bir web sayfa oluşturmamızı istemişti hoca. Web sayfası yapıp sınıfa sunacaktık. Ne? Sunacak mıymışız? Sınıfa? Offf… web sayfası yapmak neyse de bunları sınıfa sunmak ne demek ya? Nasıl anlatacağım? Nasıl sunacağım? Hemen okuldan kaçasım gelmişti o duyuruyu duyunca (abarttım tabii). O gün geldi işte, sınıf dopdoluydu. Herkes adının çağrılmasını bekliyordu telaşla. Herhalde en çok telaşlayan varlık bendim. O an da geldi. Hoca beni çağırmıştı. Yavaş yavaş ilerlemiştim sınıfın ön tarafına. Kalbim küt küt olmuştu. Resmen herkes susmuştu. O odadaki tüm gözlerin bana baktığını çok fena hissetmiştim. Vallahi fena. Hoca zaten bakıyordu deminden beri, o ayrı bir korkunçtu da. Sınıf çok kalabalıktı ve kalabalığın içinde konuşmak (hele yabancı bir dille) bana eziyetti. Konuşamaz oldum, web sitemin sayfadan sayfaya sessizce gezdirerek sınıfa sunmuş oldum kısacası. Hoca ne not vermişse artık umrumda değildi, çok utandım. Dersin çıkışında Aleyna’yi görmüştüm. Yanında bir tane erkek vardı. Tombiş biriydi. O da bizim sınıftandı. Herkesle tanışmamıştım ama sınıftakilerin isimlerini (üç beş kişi dışında) öğrenmiştim. O çocuğun adı da Yusuf. Aleyna beni çağırdı, beraber yürümüştük üçümüz. Yusuf’la daha önce hiç konuşmamıştım. Tanışmamıştık ki. Bana, web siten güzel olmuş Rain demişti. Ahah! O üniversite hayatımın başladığımdan o ana kadar ilk defa biri benim yaptığım çalışmayı beğenmiş. İşte Yusuf’la ilk defa orada konuşmuş olduk.

O gün Pazartesi idi sanırım, yanlış hatırlamıyorsam. Dersimiz yoktu galiba. Hocanın yanına gitmiştim. Hoca bana dışarıda beklememi istemişti. Ben de orada bir koltuğa oturmuştum sakin sakin. Tek başına mıyım? Evet tek başımaydım. Ne yapayım ağabey, öyle benimle gezecek kadar arkadaşım yoktu o zaman. Her neyse, beklerken biri kapıyı açtı içeri girdi. Başımı kaldırdım. Bizim sınıftan Mert’miş karşımda. O bana bir gülümse attı. Ne oldu? Bana mı gülümsedi az önce? Bizim sınıftan değil miydi o? Nasıl sevinmiş Raincik o zaman. Neden bu kadar sevdiğimi anlatayım size. Ondan önce sınıftan bir sürü arkadaşla karşılaşmıştım, tanıdığım kişiler haricinde ne kadın ne erkek bana gülümsemişti. Karşılaşınca bana bakıp geçmişlerdi. İşte onun için pek sevinmiştim ben Mert’in bana gülümsediğine. Onun yanında Ünal vardı diye hatırlıyorum. Türk gibi duruyorsa da onun da yabancı olduğunu öğrenmiştim. Mert yabancılara pek yardımsever olmalıdır diye düşünmüştüm. Yabancı hissim yavaştan kaybolmaya başlamıştı.

İkinci sınıfa geçtik. Materyal tasarımı diye bir dersimiz vardı. Proje, grup oluşturarak verilecekti. Eyvah benim grubum yoktu. Aleyna’lerin grubu tamdı. Tanıdığım diğer kızların da aynı şekildeydi. Aleyna, Yusuf’ların grubuna katılmamı tavsiye etmişti. Ben de çaresizce Yusuf’a sormuştum sizin grubunuza gelebilir miyim diye. O da tamam demişti gelebilirsin tabii demişti. İçim rahatlamıştı grubum var sonunda diye. O grupta Yusuf, Mert, Samed ve Caner vardı. Tek kız benimdi. Biraz rahatsızdım ama hiç yoktan iyidir diye düşünmüştüm. Sınıftakiler kendi gruplarıyla çalışmaya başlamıştı. Bizimki henüz çıt bile yoktu. Yusuf’a ne zaman çalışmaya başlayalım diye sormuştum. O da yarın bilgisayarımızı getirip burada çalışmaya başlarız demişti. Ben de tamam demiştim. Ertesi gün gerçekten bilgisayarımı getirmiştim okula saf gibi. Bir baktım bizim gruptakilerin hiç biri bilgisayarını getirmemiş. Ne oluyor ya, dedim kendi kendime. Hmm, herhalde bir yere bırakmışlardır diye olumlu düşünmeye çalışmıştım. Dersin çıkışında tam da Yusuf’a nerede çalışalım diye soracakken çocuk yoktu ortada. Diğer eleman da yoktu sorabileceğim. Sinirlenerek binadan çıkmıştım. Durağa doğru yürümüştüm. Hemen sıraya girmiştim. Sol yanımda bir tane otobüs duruyordu. Arka tarafında oturanları sanki tanıyorum diye düşünmeye başlamıştım. Araştırmıştım, Yusuf’giller orada rahat rahat oturmasınlar mı! Şaşkınlıkla kalakalmıştım durduğum yerde. Beyefendiler beni laptop çantasıyla görüp gülmesinler mi! O gün beni satışa koydukları için ne kadar sinirlendiğimi unutamam. (_ _”)

Benim yerimde olsanız, bazılarınız için belki o günden sonra onlarla bir daha konuşmazdınız, çalışmazdınız. Fakat benim için tam tersi. Nedense Yusuf, Mert ve Samed ile daha sıkı bir arkadaşlık bağı oluşmuştu. Bir gün otobüse binerken bizim bölüme yakın bir tane duraktan, otobüs dopdoluydu. Arka sıralar hep bizim sınıfın beyleri oturuyorlardı (utanmaz, kızları ayakta kalmaya bırakmışlardı). Otobüse binecek çok kişi olunca benim arkaya ilerlemem gerekti. Beni ayakta görünce milletle muhabbet eden bizim Mert ayağa kalkıp millete, ben kalkayım ya Rain otursun, kanka olduk biz ya… otur Rain, demişti. Sevinmeyeyim mi? O günden sonra ona ‘kanka’ demeye başladım. Çok da iyi bir kanka olduk gerçekten… 🙂

Devamı üçüncü bölüm, yakında olacak inşaAllah… 🙂

Advertisements

2 thoughts on “Onlarsiz Çekilmez Dediğim (bölüm 2)

  1. Belkide seni satışa getirmeleri gerçekten senin için kaderinin tekrar çizilmesini sağlamıştır.
    Bu yol, belki senin için kötü belki iyi bir yoldur.
    Zaman gösterecek gibi sanırım..
    Ama sende halinden memnunsun şu durumda sanırım.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s